Sayın Tuba Babuna'nın Aileden Sorumlu Devlet Bakanlığı'na gönderdiği
22 Kasım 2006 tarihli dilekçe
22.11.2006
Aileden Sorumlu Devlet Bakanlığı Makamı’na
Sayın Nimet Çubukçu,
Ben, Tuba Babuna. Cevat ve Semin
Babuna’nın kızlarıyım. Annem Semin Babuna’nın İstanbul 2.
Ağır Ceza Mahkemesi önünde ortaya attığı bazı asılsız iddialarla
ilgili olarak yüksek makamınızı bilgilendirmek istiyorum.
Anne ve babamın medya önünde de tekrarladıkları bu iddialar
tamamıyla gerçek dışıdır.
Ben 37 yaşındayım, Nişantaşı
Kız Lisesinin ardından, İstanbul Üniversitesi İktisat Fakültesini
bitirdim. Daha sonra Koç Üniversitesinde Sosyoloji bölümünde
eğitimime devam ettim. Milliyetçi, muhafazakar bir yapım
var, olgun, şuurlu ve doğru bildiğinden şaşmayan bir Türk
vatandaşıyım. İki üniversitede eğitim gördüm, yabancı dil
biliyorum. Annemin ve babamın yönlendirildiğimi, beynimin
yıkandığını iddia etmesi hem çok saçma hem de üzücü. Onlar
benim hep doğru bildiğinden şaşmayan, inandığını sonuna
kadar savunan bir insan olduğumu söylerlerdi. Şimdi ise
birdenbire sanki küçük bir çocuktan bahseder gibi yönlendirildiğimi
iddia ediyorlar. İki üniversitede eğitim görmüş, hayatının
muhtemelen ilk yarısını geride bırakmış bir insanı kimse
hiçbir şeye yönlendiremez. Tam tersine ben yaşlı anne ve
babamın zihinlerinde son zamanlarında yaşadıkları bazı problemlerden
faydalanan bir bayan avukat ve çevresindeki kişiler tarafından
yönlendirildiklerini, beyinlerinin yıkandığını ve bu suretle
mahkemeye yalan beyanatlar verdiklerini düşünüyorum.
Annem ve babam acıma ve şefkat
duygusundan yoksun insanlardır. Onların bu özelliğini genç
yaşımızda farkedip dört kardeşimle beraber bu yapılarından
kendimizi koruduk. Evde çok büyük hastalıklar yaşadık, önce
kardeşim Oktar’ın kansere yakalanışı sonra da yeğenim Erdem’in
çok ağır bir kalp ameliyatı geçirmesi ve bu süreçte yaşadıklarımız
beni ve kardeşlerimi daha da olgunlaştırmıştır. Bu hastalıklar
bizim kardeşlerimizle aramızdaki dayanışmayı, şefkat ve
merhamet duygularımızı ne kadar arttırdıysa annem ve babam
da tam tersine daha da zalimleştiler. Onların bu ahlaki
zayıflıklarını, bu hastalık dönemlerinde daha da iyi anladık.
Oktar’ı ve Erdem’i ölüme terkedip yardım etmediler. Biz
kızkardeşlerim Hüma, Ceyda ve Eda madden manen tüm sorumluluğu
üstlendik. Gayrimenkullerimizi satıp tedavi masraflarını
üstlendik, ayrıca yıllarca biz baktık onlara. Oktar’ın hastalığının
altındaki sebeplere gelince; Oktar Amerika’ya ihtisas için
ilk gittiğinde babam onu tamamen parasız bıraktığı için
sadece elmayla beslenip günlerce hastanede nöbet tutmak
durumunda kaldı ve bu nedenle bağışıklık sistemi tamamen
çöktü. Muhtemelen bu maddi zorluklar şu anki hastalığına
zemin hazırladı ve buna da babamın sebep olduğunu düşünüyorum.
Benim eve gelmediğimi hatta
kardeşlerimden de ayrı bir yerde kaldığımı söylüyorlar.
Ben annemlerle aynı apartmanda alt katlarında kardeşlerim
ve yeğenlerimle birlikte oturuyorum. Son 1 yıla kadar ailemle
kalıyordum fakat annemlerin Türk örf ve adetlerine uygun
olmayan bazı alışkanlıkları beni onlardan ayrı bir dairede
yaşamaya mecbur etti. Başkalarının telkiniyle başka yerlerde
kaldığım iddiası tamamen asılsızdır. Anne ve babamın alt
katlarında oturduğumu bildikleri halde böyle saçma bir iddia
ortaya atabilmeleri, yönlendirildiklerinin, başkalarının
menfaatleri için yalan söylediklerinin açık bir göstergesidir.
Annem ve babam çok fedakar ve
çok merhametli insanlar olduklarını söylüyorlar. Oysa geçmişte
yaşadıklarımız bunun tam aksini göstermektedir. Örneğin,
annem ve babamın evdeki yaşlılara karşı tavırları çok zalimceydi.
Anneannemin tüm emekli maaşını elinden alıp kendi istedikleri
yönde harcayıp anneannemin hiçbir isteğini yerine getirmiyorlardı.
Anneannemin parasıyla alınan Nişantaşındaki evimizin tapusu
sadece babamın üzerine kayıtlıydı. Kadıncağız kendi evinde
misafir gibi kalıp, babamla karşılaşmamak için genelde vaktini
odasında geçirirdi. Annemin ve babamın olumsuz tavırlarından
etkilenmemek için yıllarca sinir hapı kullandı.
Bütün bunlar ailevi meseleler
olarak görülebilir. Ancak annemin ve babamın iddialarının
etki ve yönlendirme altında ortaya atılmış iftiralar olduğunun
anlaşılması için bunları yüksek makamınıza arz etmek zorundayım.
Anne ve babamın gerçek yüzlerinin bilinmesini ve mahkeme
huzurunda ve basında verdikleri beyanatların dikkate alınmamasını
talep ediyorum.
Vicdanlı bir insan olarak İstanbul
2. Ağır Ceza Mahkemesi'nde yargılanan 6 tane pırıl pırıl
insana ve Sayın Adnan Oktar’a atılan iftiralar bana da çok
sıkıntı veriyor. BAV camiasıyla fiili hiçbir bağım olmamasına
rağmen dünya çapında verdikleri konferansları ve Sayın Adnan
Oktar’ın yazdığı kitapları çok takdir ediyorum.
Annem ve babam sözlerine itibar
edilecek insanlar değiller. Belli kişilerin yönlendirmesiyle
verdikleri gerçek dışı ifadeler dikkate alınmamalıdır.